3 Temmuz ve sonrasına
ilişkin olarak Fenerbahçe kulübünün tek sıkıntısı şampiyonluğun ellerinden
alınması mıdır?
Verilebilecek ceza ne olursa
olsun, hiçbir şey 2010-11 sezonunun son haftasında oynanan maçtan sonra,
bordo-mavi kalplerin yaşadığı üzüntüyü gideremeyecektir. Çocuklarımıza
sarılarak akıttığımız hüzün dolu gözyaşlarımızı, o gece için dökmemiz gereken ve
sonuna kadar hak ettiğimiz mutluluk gözyaşlarına da dönüştüremeyecektir.
O yıl bordo-mavili
bayrağın boğaz köprüsünden dalgalanmasını gururla izleme keyfini de maalesef bize
vermeyecektir. Trabzonda ve Trabzondan çok uzakta olmalarına rağmen gurbette
yaşayan birçok bordo-mavili kalbin, sokağa çıkarak gülen gözlerine yansıyan
kalplerinin gururla atmasından alınacak hazzı da bizlere yaşatamayacaktır.
Çünkü o gece, herkes
tarafından yıllardır bilinen fakat adı konulmamış futbol dışı olayların
bordo-mavili kalplere bir hançer misali saplandığı ve koca bir sezonun saha
dışı uygulamalarının doruk noktasına ulaştığı kara bir gecedir. O gece, çok
emek verip sonuna kadar hak ettiğiniz fakat elinizden çalınan umutlarınızın
gecesidir. Yaşayacağınız ve yaşayabilme ihtimaliniz olan sevinçlerinizin elinizden
adaletsizce çalınmasına şahit olduğunuz, üzüntülü ve ne olduğunu merak eden
gözlerle bakan çocuklarınıza açıklama yapamadığınız, kelimelerin boğazınıza
düğümlendiği ve nefes fakat almak için hiç bir şey yapmadığınız gecedir.
Yaşadığı üzüntüye yenilen kalbi artık bu adaletsiz dünyada yaşamak istemiyorum
diyerek kalp krizi geçiren ve hayata gözlerini yuman Giresunlu Mehmet kardeşimizi
sonsuz yolculuğuna uğurladığımız gecedir. Ve hiçbir şey o geceyi silemeyecektir.
O sezon emeklerimiz
çalınmamış olsaydı; o muhteşem kadro dağılmamış olacak ve belki de üst üste
kaçıncı şampiyonluğu kutluyor olacaktık?
3 Temmuz süreci; haklı
olduğunuz davada hakkınızı aradığınız için eleştirildiğiniz, pisliğin içine çekilmeye çalışıldığınız,
yaşananları unutmuşçasına güçlünün yanında yer alan medya tarafından güçlünün
göklere çıkarılmasını izlediğiniz ve en acısı da dedelerinizin adalet için kanı
pahasına savunduğu bu topraklarda ötekileştirildiğiniz ve büyük bir kesim
tarafından yalnızlığa terk edildiğiniz bir süreçtir.
Tabi ki hiçbir şey
yaşananları ya da yaşanabilecekleri geri getirmeyecektir. Fakat, adaletsizliğin
ortadan kalktığını görmek, yaşanan acıları bir nebze olsun dindirecektir. Mehmet kardeşimiz ebedi uykusunda daha huzurlu
olacaktır.
TFFnin UEFA baskısı
ile böyle bir karar alması sadece şampiyonluğun Trabzonspor adına tescili ve
Fenerbahçe kulübünden bir şampiyonluğun silinmesi anlamına gelmiyor. İşler
aslında tam da bu nokta da düğümleniyor. Çünkü muhtemeldir ki ekonomik gücü
başta olmak üzere birçok alanda güçlü olan Fenerbahçe nice şampiyonluklar
kazanacaktır. Fakat böyle bir süreç sonrasında bir alt lige düşürülmesi
beraberinde birçok kaybı da getirecektir. 2010-11 sezonunun bitimi ile Fenerbahçe
kulübünün almış olduğu şampiyonluk primi, o sezon şike yaptığı tescillenen
maçlara ait galibiyet primleri, küme düşen rakiplerinin ve Trabzonsporun
açacağı tazminat davaları ile beraber toplamda en az yüz yirmi milyon avro bir
kayıpla karşı karşıya kalacaktır. Bununla beraber sözü edilen futbolcu
transferlerindeki anlaşmalara konulduğu söylenen bir alt lige düşürülmesi
durumunda serbest kalır maddeleri ile iyice köşeye sıkışacağı bilinmektedir.
Keza, Sivas ve Eskişehirspor ile diğer şikeye karışmış takımlar içinde benzer
durumlar söz konusu olacaktır. Dolayısıyla Fenerbahçe kulübü başkanının cezamı
yatar çıkarım söylemi gerçekle örtüşmemektedir. Karşılaşılacak kayıp gerçekte
çok farklıdır. Bunca çamur atmanın, bunca yavuz hırsızı oynamanın nedeni
karşılaşılacak hesaptır. Bu hesabı kitabına uydurarak ödemek Fenerbahçe kulübünün
işine gelmektedir.
Yoksa Anıtkabire
yürüyerek adalete Fener yak tiyatrosu çıkışta ödenmesi muhtemel hesabın
korkusudur.