DEĞİŞİM SÜRECİNDE ÇAMLIK KÖYÜ'NÜN İLK OKUYANLARI | Büyükliman Medya
    Karanlık Mod
  1. Ana Sayfa
  2. GÜNCEL
DEĞİŞİM SÜRECİNDE ÇAMLIK KÖYÜ'NÜN İLK OKUYANLARI
GÜNCEL
03.03.2011 10:37:26
2361
A
DEĞİŞİM SÜRECİNDE ÇAMLIK KÖYÜ'NÜN İLK OKUYANLARI
Her yerin, kentin, kasabanın, köyün, ülkenin ve insanın bir sürü ilkleri vardır: İlk fabrikası, ilkokulu, ilk tiyatrosu, ilk okuyanı, ilk aşkı, ilk arkadaşı gibi...
Erkek | Kadın (Haberi Dinle)

             Çamlık Köyü’nün ilk okuyanları da – bugün tümü de rahmetlik oldular- bizim amcalarımız, dayılarımız, ağabeylerimizdi. Onlar öncülerimiz, öykündüğümüz, övündüğümüz ve gurur duyduğumuz insanlardı.

              Pek çok yerde olduğu gibi Çamlık Köyü’nde de kültür, din temelli, inanç merkezli, şeyh-mürit ilişkili yürütülüyordu./ Yaşamın her anı, her işlevi, “şeyhin öğütlerine göre” düzenleniyordu. Her cuma günü mutlaka ekmek-şeker-zeytin alınarak “şeyh hazretleri” ziyarete gidilirdi. Tarlası bellenir, fındığı toplanır, odunu edilir ve kesilir, işleri yapılırdı.

Haftanın belli günlerinde geceleyin, bir müridin evinde gizlice buluşulur, “zikredilirdi.”

Zikir, bir nevi “vecd” ayiniydi. Yasak olduğu için “aklı başında gençler” yola hakim bir yerde “jandarmayı” gözetlerdi. Jandarma baskına gelecek olursa, önceden “haber versin” diye…

“Şeyh” ne derse, o yapılır, şeyhin sözünden dışarı çıkılmazdı.

              Her mürit şeyh kaynaklı düşünürdü (!), her mürit “şeyh rabıtalıydı.” Yaptıkları işlerden, yaşama biçimlerinden, aile ilişkilerinden, gördükleri rüyalara kadar… Her sorunun yanıtını şeyh veriyordu.

            En büyük sorun ölümdü. Ve şeyh hazretleri, mezarlıkta yatanların %90’ının ölüm nedeninin “nazar” olduğunu söylüyordu. Hastalık, açlık, yokluk, yoksulluk… “kaderdi.” Onları sorgulamak kimsenin haddine değildi. “Allah verdi, Allah aldı.” Kim ne yapabilirdi? Kimsenin “kadere bühtan etmeye” hakkı yoktu. Zaten ulaşım, tedavi, doktor, ilaç bulunmuyordu… Her şey, Allahlıktı.

             İş topraktı, toprakla uğraşmaktı, toprakla güreşmekti. Birkaç fabrika yapılmış, bir çoğunun temeli de atılmış olmasına karşın toprak uygarlığı egemenliğini sürdürüyordu.

Günlerden bir gün, “millet mektepleri” açıldı. Üç yıllık, beş yıllık ilkokullar açıldı. Köy Enstitüleri açıldı. Şeyhlerden, Kur’an kurslarından bilgilenen insanlar yeni sivil ve askeri okullara çağrılıyorlardı.

            Bir yanda “şeyhler”, bir yanda “hacılar-hocalar” erkeklerin okumasında  “sakınca” görmezlerken, okuyacak kız çocukları için “o….. olur” demeye başladılar.

Tehlikeyi görüyor ve biliyorlardı: Kız çocukları okursa akıllı, bilgili olacaklardı. Akıllı, bilgili kızı-kadını istedikleri gibi yönlendirip kullanamayacak, her söyledikleri ve yaptıkları işe inandıramayacaklardı. İşleri zorlaşacak, kadına “tanrı” olamayacaklardı. Kadına “fitne yuvası, şeytan” diyemeyeceklerdi, kendileri de “fitne tohumu ve şeytanın çocukları” olamayacaktı. Ve bir daha kadını aşağılayıp küçültemeyeceklerdi. Ama ne gezer. Onlar analarına her türlü aşağılayıcı ve küçültücü sıfatı uygun gören “ucubelerdir.”

           Osman Artaslan (Kozmoğun Osman) ve Harun Bahadır (Aganın Harun) “Eğitmen Kursu’nu” bitirerek “eğitmen” olurlarken, hiçbir kadın bu kursa  girmeye cesaret edememiştir; kocalar ve babalar karılarını ya da kızlarını bu kursa “baskıdan” ötürü gönderememiştir.

          İlk subaylar Mehmet Sayın ve Haşim Günaydın olmuştur.

          Köy Enstitüleri açıldıktan sonra, yatılı oluşları, gereksinimlerinin devlet tarafından karşılanması, köy çocuklarının aranması tercih nedeniydi. Türkiye’nin pek çok yerine açılan Köy Enstitülerine Çamlık Köyü’nden ilk giden öğrenciler, İdris Bank, Aziz Günaydın, Yusuf Ziya Bahadır ve Mustafa Bahadır olmuşlardır.

          Kimsenin ekmek bulup yiyemediği İkinci Dünya Savaşı yıllarında çok cüzi bir maaşla eğitmen olanlar bile “farklı” bir yaşam biçimi yaratabilmişlerdi. En azından evlerinde “tuz, gaz, şeker” bulunabiliyordu. Kimi kadınlar “tırıl” giyerken, onların eşleri “yandım alamadım basması” giyebiliyorlardı.

           Köy Enstitülerinden mezun olanlar, Türkiye’nin her tarafında öğretmenlik yaptıkları gibi, sağlıkçı da olduklarından “verem ve sıtma” ile de savaşıyorlardı. Dünyanın kitabını okuyor, yazıyorlardı. Çiftçiydiler, dülgerdiler, marangozdular, balıkçıydılar. Müzik aleti çalıyor, bilimi, aklı, felsefeyi, sosyolojiyi… İçlerine sindiriyorlardı; dünyayı tanıyor ve anlıyorlardı.

          Anlayış yavaş da olsa değişiyor, “devletin kasasına bir anahtar uydurmanın” okumaktan geçtiği kavranıyordu.

          Köy Enstitüleri iğrenç dedi-kodu ve suçlamalarla kapatıldıktan sonra, yerlerine açılan “öğretmen okulları”  hiçbir zaman köy enstitüsü olamadı. Ama kız çocukları bu okullarda okudu, Çamlık Köyü’nden de onlarca kız öğretmen oldu. Başka okullarda okuyan yüzlerce öğrenci yüzlerce mesleğe girdi..

           Herkes o “ilklerin” peşinden gitti.

          Artık “toprak” insanı bakmıyor./ Şöyle ya da böyle sanayi ve bilgi toplumu uygarlığı vitrindeki yerini aldı. Okumaktan büyük olanak ve zenginlik kalmadı.

 

          NOT: Sağlığımdan endişelenerek “geçmiş olsun” dileklerini ileten okurlarıma, dostlarıma saygılarımı ve şükranlarımı sunuyorum.

 

Yorum Yazın

Güvenlik Kodu : 5134

Ömer Faruk BULUT
05.03.2020
1. Haber yorum
Ömer Faruk BULUT
05.03.2020
1. Haber yorum
Ömer Faruk BULUT
05.03.2020
1. Haber yorum
Ana Sayfa
Foto Galeri
Web TV
Yazarlar