Müftü Köksal; Söz ve davranış bağlamında
özgürlüğü sembolize eden irade belli bir ölçü ile olumlu yöne yönlendirilmesi
gerekir. Bu sebeple sadece insan nevine has olmak üzere bütün yapıp etmelerle
söz ve davranışlar geleceğin hayrını belirler. Öyle ki, beslenme
alışkanlıklarından giyim tercihlerine ve cinsel arzulara varıncaya kadar günlük
insan ihtiyaçlarının karşılanma şekil ve yöntemi imtihan konusunu teşkil
edeceğinibelirtti.
Köksal vaazında; Kur'an'ın
sorumluluk sahibi olarak nitelediği insanın; kendisine, diğer insanlara,
çevresine ve Yüce Allah'a karşı ödevleri ve elbette hakları vardır. Hak ve ödev
dengesini sağlayarak ölçüyü ve dengeyi esas almak bu sorumluluğun gereği ve
ahlaki yaşamın somut ifadesidir. Sosyal ilişkilerde bilgi, görgü ve hoşgörünün
hakim olması gerçekleşmeden gerçek anlamda Allah'a yakınlıktan söz
edilemeyeceğinin ilke olarak benimsenmesi; dünya nimetlerinden hak ve ödev
dengesinden bakarak ve mesuliyet endişesiyle değerlendirerek yararlanmak
gerektiğine işaret etmektedir.
Toplumsal
muaşeretin huzuru; insanlığın atasından beslenen görgü kuralları, hoşgörü ve
hayâ ölçüsüne bağlıdır. Beşeri ilişkilerin bu manevi boyutu; toplumun ahlaki
güzelliklerle bezenmesi için zorunluluk arz etmektedir. Topluma kanaat aşılayan
gönül dostları bu hususu eline, beline ve
diline hâkim ol şeklinde veciz bir ifadeye kavuşturmuşlardır. Zira iyilik
ve kötülüklerde vasıta; sözde dil, fiilde ise genellikle el şehvettir. Bu
nedenle insana armağan edilen bütün imkânlar gibi şehvet de sınama aracıdır ve
bütün tasarrufları hesaba tabidir.
Allah'a gönül
bağıyla bağlanma ve güzel davranışlarda bulunma ilahi vahyin insanoğluna en
büyük çağrısıdır. Kur'an'da ve Allah Resulü (sav)'nün ifadelerinde söz,
fiil ve şehvet; yaşamın seyir ve niteliğini belirleyen yegâne unsurlar olarak
bildirilmektedir. Dil ile işlenebilen yalan, dedikodu, gıybet, kovuculuk,
iftira, alay ve hakaret...; elin ortaya
çıkarabileceği öldürme, haksız kazanç, başkasının malına el uzatma ve yok edici
faaliyetler
; şehvetin sürükleyebileceği gayrimeşru ilişki ve bu ilişkiye
götüren bütün aksi davranışlar... İslam'ın öngördüğü hayat anlayışında
yasaklanmıştır. Allah'a ve ahiret gününe inanan kimsenin hayırdan başka
söyleyecek sözünün olamayacağına vurgu yapılması, diliyle ve eliyle çevresine
güven veren kimsenin müslümanların en üstünü olarak tanıtılması, dili ile üreme
organına sahip çıkacağına dair güvence verene cennetin garanti edilmesi, zannın
yalan, yalanın da en büyük günahlardan biri ve insanların arasının bozulmasının
en büyük gerekçesi sayılması, her duyulan şeyin nakledilmesinin yalan
sayılması; dilin ortaya çıkaracağı muhtemel faciaları ve bunlardan sakınılması
gerektiğini vurgulamakta; yaşamın, güzel ahlakın ifadesi olan Allah Resulü
(sav)'nün hayat ilkeleri etrafında örgülenmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Rabbim Allah'tır diyerek teslimiyet
göstermek, istikamet üzere bulunmayı yani Onun istediği yönde yaşamayı; dilin
afetlerine karşı endişeli olmayı, insan türünün malına, kanına ve namusuna
saygılı olmayı gerektirir. Bu bağlamda bütün ilahi dinlerde olduğu gibi
Kur'an'da da yasaklanmış bulunan, hakikatte insanın söz ve davranışlarının
ürünü olan ve toplumun ahengini bozan zinaya, zinaya yaklaşmaya, cana kıymaya,
yetim malı yemeye, sözden caymaya, ölçü ve tartıda hile yapmaya, ana babaya
itaatsizlikte bulunmaya, bilinmeyen şeylerin ardına düşmeye, böbürlenmeye,
kıskanmaya, kin tutmaya, yüz çevirmeye, ayıpları araştırmaya, hor görmeye, kötü
söz söylemeye, boş ve faydasız şeylere meyletmeye tevessül etmemeyi zorunlu
kılar.
Kâinatın mükerrem varlığı olarak
nitelenen insanın karşılaştığı olumlu yahut olumsuz her durum, yapıp ettiği ve
söylediği her şey hatta kendisinde bulunan bütün eylem yetenekleri; imtihan
gereği olarak kendisine verilmiştir. Başlangıçta olumlu, güzel ve iyi görünen
şeyin sonuçta olumsuz ve kötü olabileceği ve hüsranla sonuçlanabileceği
hatırdan çıkarılmamalıdır. Özellikle müslüman halk arasında yalanın, gıybetin,
dedikodunun, kovuculuğun, alayın, hakaretin, sövmenin ve çirkin sözlerin, gayr-ı
meşru ilişkiye girmenin ve gözü harama dikmenin revaç bulmasına ve ortaya
çıkacak sakıncalarına imkân vermemek; İslam terbiyesinin ön gördüğü ilkelerle
ilahi ikramın ürünleri olan ve farklı fonksiyon icra eden uzuvları ve nesli
eğitmekle mümkündür. Ahlaki alanda olgunluğa ermek, toplumsal huzur ve güveni
tesis etmek de ancak bu şekilde mümkün olabileceğini ifade etti.