İstiklal Marşı'nın Kabulünün 99. Yılı ve Mehmet Akif Ersoy' u anma etkinlikleri Gençlik Merkezinde yapıldı.
Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı Anadolu-İmam Hatip Lisesi Müdürü Hayrettin Deniz yaptı.

İstiklal marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle, minnetle, hürmetle yâd ediyor, mekânı cennet olsun diyerek konuşmasına başlayan Deniz Konuşmasında; Ne mutlu bizlere ki, tarih boyunca nice kahramanlar çıkaran bir milletin mensubuyuz. Yine ne mutlu bizlere ki milletimizin en zor günleri yaşadığı ve topyekûn Kurtuluş savaşını verdiğimiz bir dönemde bir benzerinin yazılamayacağı “İstiklal Marşı”nı yazan Mehmet Akif gibi pak ruhlu, temiz vicdanlı, yüksek idealli bir şaire sahibiz.
Tarih boyunca şanla ve şerefle yaşamış, büyük devletler kurmuş, tarihin akışına yön vermiş olan ve gittikleri yere adalet ve medeniyeti götüren milletimiz son olarak 1299 tarihinde Osmanlı Devletini kurmuştu. Osmanlı Devletikısa sürede bütün Anadolu’da ve 3 kıtada büyük toprakları fethetmiş ve oralara adaleti ve medeniyeti götürmüştü. Örneğin İstanbul fethedilmeden önce Orada yaşayan Ortadokslar “İstanbul’da kardinal külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederiz” diyerek Türklerin adaletli yönetimini ifade etmişlerdir. Osmanlı Devleti yüzyıllar boyunca şan ve şerefle yaşadıktan sonra çeşitli nedenlerle 19. Yüzyıldan itibaren önce gerilemeye, sonra da dağılmaya başlamıştır. 1912 yılında Uşi Antlaşması ile önce Trablusgarp yani Libya elimizden çıkmış, 1912 yılında başlayıp 1913 yılında biten Balkan Savaşları ile de Balkanlardaki topraklarımızın büyük bölümü elimizden çıkmıştır. Nihayet 1914 yılında başlayıp 1918 yılına kadar süren 1. Dünya savaşında ise birçok cephede özellikle de Çanakkale cephesinde büyük kahramanlıklar göstererek düşmanlarımıza galip gelsek de savaşın sonunda müttefiklerimizin de yenilmesi üzerine mağlup olduk. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmıştı. Artık milletimiz için kara günler başlamıştı. Bu cennet vatanımız düşman çizmeleriyle çiğnenmeye başlanmıştı.
Yunanlılar İzmir’e çıkartma yaparak Afyon ve Eskişehir üzerinden Ankara’ya doğru ilerliyorlardı. Türk milleti Gazi Mustafa Kemal ve onun silah arkadaşlarının komutasında topyekün Kurtuluş Savaşı veriyorlardı. Ordunun moral ve desteğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardı.Böyle bir ortamda Maarif Vekaleti tarafından İstiklal Marşı için bir yarışma düzenlendi ve kazanan kişiye 500 Lira ödül vaat edildi. Mehmet Akif Ersoy bir milletin istiklal marşının para karşılığı yazılamayacağını düşündüğü için bu yarışmaya katılmadı. 724 eserden hiçbiri birinciliğe layık görülmedi.
Mehmet Akif, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey'in kendisine yazdığı davet mektubunda ödülün başka bir hayır kurumuna verilebileceğini beyan etmesinden sonra fikrini değiştirerek Ankara'daki Taceddin Dergahı'ndaki odasında, İstiklal Marşı’nı yazmaya başladı. Artık başka hiçbir şeyle meşgul olmuyor sadece bu marşı düşünüyordu.
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;” diye başlayan marş ordumuza cesaret veriyordu. Yine Tacettin Dergahının bahçesine bakarken;
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda”. Dizelerini yazıyordu.

İstiklal Marşı’nda, Mehmet Akif; Kurtuluş Savaşı'nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk Milletinin bağımsızlığa, Hakk'a, yurduna ve dinine bağlılığını dile getirmiştir.
12 Mart 1921 tarihinde Mehmet Âkif'in şiiri meclis kürsüsünde maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından okundu. Şiir okunduğunda milletvekilleri büyük bir heyecana kapıldılar. Mehmet Akif'in yazdığı İstiklal Marşı şiiri tam 3 kez okundu ve milletvekilleri ayakta dinleyerek coşkulu alkışlarla Milli Marşımız olarak kabul edildi.
Merhum Akif’i hakkıyla anmak ve İstiklal Marşı’nın yazılışını kavrayabilmek için, Akif’i düşünceleriyle, dünya görüşüyle, güç karşısındaki asil duruşuyla tanımayı gerektirir. Çanakkale şehitlerimizin ruhu da bizi millet kılan ve büyük saldırılar, büyük depremler karşısında ayakta tutan mana da Akif’in Safahat’in dedir, Akif’in destanındadır. Onun idealini yine kendi mısralarıyla hatırlayalım.

“Asımın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek”
Onun idealindeki genç Asımdır. Asım adaleti, hakkaniyeti, vicdanı ve merhameti temsil eder. Asım gücün, zulmün, zorbalığın karşısında asla boyun eğmeyendir, O hakikati eğip bükmeyendir, O şartlar ne olursa olsun hakkı tutup kaldırandır.

Akif’in hayatı gözyaşıdır. O, sadece parçalanan Osmanlı için kendi milleti için değil, bütün mazlumlar, bütün mağdurlar için gözyaşı dökmüş hepsinin sızısını yüreğinde hissetmiştir.
Mehmet Akif bu toprakların, bu geniş coğrafyanın adeta vicdanıdır. İşgale karşı çıktığı kadar yoksulluğa da karşı durmuştur. Kahramanlığı övdüğü kadar geri kalmışlığı da yermiştir. Bilimi yücelttiği kadar hikmeti de yüceltmiş, insan merkezli bir medeniyeti övmüştür Mısırda yapılan bir şiir sohbetinde Mısırın ünlü şairi İbrahim Sabri’ye Türklerin en büyük şairinin kim olduğu sorulur. İbrahim Sabri Çanakkale şiirini okumaya başlar;

Şüheda gövdesi baksana, dağlar taşlar
O rükû olmasa, eğilmez dünya da başlar
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.
Son mısrada gözyaşlarını tutamaz İbrahim Sabri… Bu dizeleri okuduktan sonra şunları söylemektedir Mısırlı Şair:
‘Efendiler! Şu okuduğum dizedeki son mısra var ya ‘Bir hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor’ işte dünya şairleri bir araya gelse böyle bir mısrayı yazamazlar.
Akif kalemiyle yazmaktan ziyade gönlüyle kalbiyle yazan bir şairdir. Akif sadece istiklal marşımızın şairi, sadece milli şairimiz değildir. Mehmet Akif sadece Çanakkale’nin de şairi değildir. Akif bir şair olmanın çok çok ötesinde bir mütefekkir, bir münevver, bir gönül insanıdır. Biz, Mehmet Akif Ersoy’u ‘iman şairi’ olarak tanırız. Aslında o, aynı zamanda bir müfessir, iyi bir hatip, iyi bir gözlemci, seyyah, siyasetçi, bütün ömrünü, bütün varlığını vahye bağlamış bir halk adamı, bir Kur’ân sevdalısıdır. Mehmet Akif, hayatının hiçbir safhasında Kur’ân çizgisinden ayrılmamıştır. Kur’ân, onun hem semavi kitabı, hem ahlakı olmuştur.
Onun şiarı olan
“Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhâmı
Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı.”
Mısraları, Mehmet Akif’in dünya görüşünün kendi kaleminden çıkmış çok açık bir özetidir. O, erdemli bir milleti oluşturmadaki en büyük etkenin Kur’ân’ın ahlakıyla ahlaklanmak olduğunu tarihin yaşayan tanığı olarak tecrübe etmiştir.
Onun yaşadığı dönemde Kur’ân’ın hayat veren ruhundan ve emirlerinden uzaklaşılmıştı. Kur’ân’ın toplumu ıslah eden prensiplerini tatbik etmeyen Müslüman, onu mezarlık kitabı, muska veya mûsıkî vasıtası haline getirmişti.

Akif haklı sitemini şu şekilde dile getirmekteydi;
“İbret alınmaz, her gün okuruz ezbere de;
Bir ibret aranmaz mı bu ayetlerde?
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

Akif’in güzellikleri bağlı olduğu imanından, ilham aldığı Kur’an’dan, Allah’a ve O’nun güzeller güzeli Resulüne olan derin bağlılığından kaynaklanıyordu.
Mehmet Akif hayatının son günlerinde hasta yatağında iken ziyaretine arkadaşları gelir. İçlerinden birisi kendisine biraz espiri ile karışık olarak “Üstat, İstiklal Marşı yeniden yazılsa daha güzel olmaz mı? Diye sorar. Mehmet Akif yattığı yerden hafifçe doğrulur ve ağzından şu tarihi sözler dökülür; “Onu bir daha ben bile yazamam. Onu yazmak için o günleri yaşamak gerek. Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.” Biz de diyoruz ki; Allah birliğimizi ve beraberliğimizi bozmasın. İç ve dış düşmanlarımıza fırsat vermesin. Sözlerimi Mehmet Akif’in dizeleriyle bitiriyorum:
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Bu duygu ve düşüncelerle İstiklal Marşı’mızın kabulünün 99. Yılı milletimize hayırlı olsun diyor, 27 Aralık 1936 yılında vefat eden merhum Mehmet Akif Ersoy’a Allah’tan rahmet diliyorum.
Anadolu İmam-Hatip Lisesi öğrencileri tarafından şiirler okudu. İlçe genelinde düzenlenen İstiklal Marşı' mızı güzel okuma ve günün anlam ve önemiyle ilgili düzenlenen şiir, kompozisyon, resim yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödüllerini Askerlik Şubesi Başkanı Hasan Hüseyin Turan, Belediye Başkanı Muhammet Balta ve Kaymakam Mesut Yakuta tarafından verildi.
Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı Anadolu-İmam Hatip Lisesi Müdürü Hayrettin Deniz yaptı.

İstiklal marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle, minnetle, hürmetle yâd ediyor, mekânı cennet olsun diyerek konuşmasına başlayan Deniz Konuşmasında; Ne mutlu bizlere ki, tarih boyunca nice kahramanlar çıkaran bir milletin mensubuyuz. Yine ne mutlu bizlere ki milletimizin en zor günleri yaşadığı ve topyekûn Kurtuluş savaşını verdiğimiz bir dönemde bir benzerinin yazılamayacağı “İstiklal Marşı”nı yazan Mehmet Akif gibi pak ruhlu, temiz vicdanlı, yüksek idealli bir şaire sahibiz.
Tarih boyunca şanla ve şerefle yaşamış, büyük devletler kurmuş, tarihin akışına yön vermiş olan ve gittikleri yere adalet ve medeniyeti götüren milletimiz son olarak 1299 tarihinde Osmanlı Devletini kurmuştu. Osmanlı Devletikısa sürede bütün Anadolu’da ve 3 kıtada büyük toprakları fethetmiş ve oralara adaleti ve medeniyeti götürmüştü. Örneğin İstanbul fethedilmeden önce Orada yaşayan Ortadokslar “İstanbul’da kardinal külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederiz” diyerek Türklerin adaletli yönetimini ifade etmişlerdir. Osmanlı Devleti yüzyıllar boyunca şan ve şerefle yaşadıktan sonra çeşitli nedenlerle 19. Yüzyıldan itibaren önce gerilemeye, sonra da dağılmaya başlamıştır. 1912 yılında Uşi Antlaşması ile önce Trablusgarp yani Libya elimizden çıkmış, 1912 yılında başlayıp 1913 yılında biten Balkan Savaşları ile de Balkanlardaki topraklarımızın büyük bölümü elimizden çıkmıştır. Nihayet 1914 yılında başlayıp 1918 yılına kadar süren 1. Dünya savaşında ise birçok cephede özellikle de Çanakkale cephesinde büyük kahramanlıklar göstererek düşmanlarımıza galip gelsek de savaşın sonunda müttefiklerimizin de yenilmesi üzerine mağlup olduk. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmıştı. Artık milletimiz için kara günler başlamıştı. Bu cennet vatanımız düşman çizmeleriyle çiğnenmeye başlanmıştı.
Yunanlılar İzmir’e çıkartma yaparak Afyon ve Eskişehir üzerinden Ankara’ya doğru ilerliyorlardı. Türk milleti Gazi Mustafa Kemal ve onun silah arkadaşlarının komutasında topyekün Kurtuluş Savaşı veriyorlardı. Ordunun moral ve desteğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardı.Böyle bir ortamda Maarif Vekaleti tarafından İstiklal Marşı için bir yarışma düzenlendi ve kazanan kişiye 500 Lira ödül vaat edildi. Mehmet Akif Ersoy bir milletin istiklal marşının para karşılığı yazılamayacağını düşündüğü için bu yarışmaya katılmadı. 724 eserden hiçbiri birinciliğe layık görülmedi.
Mehmet Akif, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey'in kendisine yazdığı davet mektubunda ödülün başka bir hayır kurumuna verilebileceğini beyan etmesinden sonra fikrini değiştirerek Ankara'daki Taceddin Dergahı'ndaki odasında, İstiklal Marşı’nı yazmaya başladı. Artık başka hiçbir şeyle meşgul olmuyor sadece bu marşı düşünüyordu.
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;” diye başlayan marş ordumuza cesaret veriyordu. Yine Tacettin Dergahının bahçesine bakarken;
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda”. Dizelerini yazıyordu.

İstiklal Marşı’nda, Mehmet Akif; Kurtuluş Savaşı'nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk Milletinin bağımsızlığa, Hakk'a, yurduna ve dinine bağlılığını dile getirmiştir.
12 Mart 1921 tarihinde Mehmet Âkif'in şiiri meclis kürsüsünde maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından okundu. Şiir okunduğunda milletvekilleri büyük bir heyecana kapıldılar. Mehmet Akif'in yazdığı İstiklal Marşı şiiri tam 3 kez okundu ve milletvekilleri ayakta dinleyerek coşkulu alkışlarla Milli Marşımız olarak kabul edildi.
Merhum Akif’i hakkıyla anmak ve İstiklal Marşı’nın yazılışını kavrayabilmek için, Akif’i düşünceleriyle, dünya görüşüyle, güç karşısındaki asil duruşuyla tanımayı gerektirir. Çanakkale şehitlerimizin ruhu da bizi millet kılan ve büyük saldırılar, büyük depremler karşısında ayakta tutan mana da Akif’in Safahat’in dedir, Akif’in destanındadır. Onun idealini yine kendi mısralarıyla hatırlayalım.

“Asımın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek”
Onun idealindeki genç Asımdır. Asım adaleti, hakkaniyeti, vicdanı ve merhameti temsil eder. Asım gücün, zulmün, zorbalığın karşısında asla boyun eğmeyendir, O hakikati eğip bükmeyendir, O şartlar ne olursa olsun hakkı tutup kaldırandır.

Akif’in hayatı gözyaşıdır. O, sadece parçalanan Osmanlı için kendi milleti için değil, bütün mazlumlar, bütün mağdurlar için gözyaşı dökmüş hepsinin sızısını yüreğinde hissetmiştir.
Mehmet Akif bu toprakların, bu geniş coğrafyanın adeta vicdanıdır. İşgale karşı çıktığı kadar yoksulluğa da karşı durmuştur. Kahramanlığı övdüğü kadar geri kalmışlığı da yermiştir. Bilimi yücelttiği kadar hikmeti de yüceltmiş, insan merkezli bir medeniyeti övmüştür Mısırda yapılan bir şiir sohbetinde Mısırın ünlü şairi İbrahim Sabri’ye Türklerin en büyük şairinin kim olduğu sorulur. İbrahim Sabri Çanakkale şiirini okumaya başlar;

Şüheda gövdesi baksana, dağlar taşlar
O rükû olmasa, eğilmez dünya da başlar
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.
Son mısrada gözyaşlarını tutamaz İbrahim Sabri… Bu dizeleri okuduktan sonra şunları söylemektedir Mısırlı Şair:
‘Efendiler! Şu okuduğum dizedeki son mısra var ya ‘Bir hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor’ işte dünya şairleri bir araya gelse böyle bir mısrayı yazamazlar.
Akif kalemiyle yazmaktan ziyade gönlüyle kalbiyle yazan bir şairdir. Akif sadece istiklal marşımızın şairi, sadece milli şairimiz değildir. Mehmet Akif sadece Çanakkale’nin de şairi değildir. Akif bir şair olmanın çok çok ötesinde bir mütefekkir, bir münevver, bir gönül insanıdır. Biz, Mehmet Akif Ersoy’u ‘iman şairi’ olarak tanırız. Aslında o, aynı zamanda bir müfessir, iyi bir hatip, iyi bir gözlemci, seyyah, siyasetçi, bütün ömrünü, bütün varlığını vahye bağlamış bir halk adamı, bir Kur’ân sevdalısıdır. Mehmet Akif, hayatının hiçbir safhasında Kur’ân çizgisinden ayrılmamıştır. Kur’ân, onun hem semavi kitabı, hem ahlakı olmuştur.
Onun şiarı olan
“Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhâmı
Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı.”
Mısraları, Mehmet Akif’in dünya görüşünün kendi kaleminden çıkmış çok açık bir özetidir. O, erdemli bir milleti oluşturmadaki en büyük etkenin Kur’ân’ın ahlakıyla ahlaklanmak olduğunu tarihin yaşayan tanığı olarak tecrübe etmiştir.
Onun yaşadığı dönemde Kur’ân’ın hayat veren ruhundan ve emirlerinden uzaklaşılmıştı. Kur’ân’ın toplumu ıslah eden prensiplerini tatbik etmeyen Müslüman, onu mezarlık kitabı, muska veya mûsıkî vasıtası haline getirmişti.

Akif haklı sitemini şu şekilde dile getirmekteydi;
“İbret alınmaz, her gün okuruz ezbere de;
Bir ibret aranmaz mı bu ayetlerde?
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

Akif’in güzellikleri bağlı olduğu imanından, ilham aldığı Kur’an’dan, Allah’a ve O’nun güzeller güzeli Resulüne olan derin bağlılığından kaynaklanıyordu.
Mehmet Akif hayatının son günlerinde hasta yatağında iken ziyaretine arkadaşları gelir. İçlerinden birisi kendisine biraz espiri ile karışık olarak “Üstat, İstiklal Marşı yeniden yazılsa daha güzel olmaz mı? Diye sorar. Mehmet Akif yattığı yerden hafifçe doğrulur ve ağzından şu tarihi sözler dökülür; “Onu bir daha ben bile yazamam. Onu yazmak için o günleri yaşamak gerek. Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.” Biz de diyoruz ki; Allah birliğimizi ve beraberliğimizi bozmasın. İç ve dış düşmanlarımıza fırsat vermesin. Sözlerimi Mehmet Akif’in dizeleriyle bitiriyorum:
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Bu duygu ve düşüncelerle İstiklal Marşı’mızın kabulünün 99. Yılı milletimize hayırlı olsun diyor, 27 Aralık 1936 yılında vefat eden merhum Mehmet Akif Ersoy’a Allah’tan rahmet diliyorum.
Anadolu İmam-Hatip Lisesi öğrencileri tarafından şiirler okudu. İlçe genelinde düzenlenen İstiklal Marşı' mızı güzel okuma ve günün anlam ve önemiyle ilgili düzenlenen şiir, kompozisyon, resim yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödüllerini Askerlik Şubesi Başkanı Hasan Hüseyin Turan, Belediye Başkanı Muhammet Balta ve Kaymakam Mesut Yakuta tarafından verildi.