Hazreti Peygamber, Tevhid ve Vahdet-Gelin Birlik
Olalım temalı "Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri" Konferansta konuşan
Küçük: "Kim sizi, Allah'ın ilkelerine (Ku'an'a) değil de, kendi cemaatine,
tarikatına çağırırsa sakın gitmeyin... Allah'ın Kitabına gelin" dedi.

Sabri Bahadır Kültür Merkezi Salonunda, icra edilen
program saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının ardından İmam Hatip
Metin Ergin'in Kuran-ı Kerim tilavetiyle başladı. Açılış konuşmasını yapan
İlçe Müftüsü Hüseyin Köksal, Bu yıl, 'Tevhid ve Vahdet' konu olarak seçilmiş
ve ülke genelinde bu konu ana tema olarak işlenmektedir. Kutlu Doğum haftamızın
ülkemiz, milletimiz, bütün İslam Âlemi ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini
Yüce Allahtan niyaz ediyor, saygılar sunuyorum dedi.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2016 yılı Kutlu
Doğum haftası anısına hazırlanan, Hazreti Peygamber, Tevhid ve Vahdet-Gelin
Birlik Olalım konulu sinevizyonun ardından İmam Hatip Ortaokulu öğrencileri
seslendirdikleri ilahiler okudular.

"Kim sizi, Allah'ın ilkelerine (Ku'an'a) değil
de, kendi cemaatine, tarikatına çağırırsa sakın gitmeyin... Allah'ın Kitabına
gelin..." diyerek koşmasına başlayan Ayaş İlçe Müftüsü Şükür Küçük,
konferansında şunları söyledi: Bizler
öyle bir ecdadın torunlarıyız ki, peygamber aşkı ve muhabbeti adeta
iliklerimize kadar işlemiş; O'na olan sevgimizden dolayıdır ki; erkek
çocuklarımıza Ahmet, Mehmet, Muhammed, Mustafa, Kız çocuklarımıza ise Aişe,
Fatıma, Amine gibi isimler koymuşuz. Bu bizim sevgili peygamberimize olan
sevgimizin bir ifadesidir. Yine biz öyle bir milletiz ki; askerimize
"Mehmetçik" demişiz. Güvenlik güçlerimiz O'nun aşkıyla görev yaparlar
adeta. Mehmetçik; "Küçük Muhammed" demektir. O'nun öğretisini, O'nun
yolundan gitmek üzere yerine getiren bir anlayıştır bu, ince bir anlayış. Biz
asker ocağına hep "Peygamber Ocağı" demişiz.
Muhammed
ismi askerimizde farklı bir algı oluşturur; Mehmetçiktir O. O yürekle, o aşkla
savaş meydanlarında düşmanla dövüşmüştür ve Allah Allah diyerek O'nun ismini
yüceltmek için cepheye gitmiştir. Biz O Mehmetçik adı altında, o "Küçük
Muhammed" ile bir ve bütün olan bir milletiz. Biz O'nun adı etrafında
birleşen ve bütünleşen bir yapıya sahibiz.

Biz Çanakkale ruhunu yakalamak zorundayız. Biz
Kurtuluş Savaşında ölüm kalım mücadelesi verirken, 'Ya İstiklal, Ya Ölüm'
derken bir ve bütündük. Sen ben yoktu, ayrımız gayrımız yoktu, filan mezhepten,
filan meşrepten, filan tarikattan, filan cemaatten yoktu. Hepimiz Müslüman dık,
yetmez miydi bu. 'Lailahe illahlah, Muhammedürrasûlüllah' deyince mesele bitiyordu.
Buydu bizim sloganımız. Sadece Türkiye'den değil Kafkaslardan, Bağdat'tan,
Şam'dan, Filistin'den, Rumeli'den cepheye asker gelmişti. Priştine'ye,
Kosova'ya varıncaya kadar asker gelmişti. Çanakkale'ye bakınca bunu görürsünüz.
Hiç kimseye senin milliyetin nedir? senin burada ne işin var? diye
sorulmuyordu. Çünkü biz aynı Allah'a, aynı kitaba, aynı peygambere inanıyor,
aynı kıbleye dönüyorduk yetmez mi? İşte bu Tevhid inancıdır. Bu birliktir,
bütünlüktür. O birliğin, o bütünlüğün sağlanması için idi bütün mücadele.
Yüce
Rabbimiz Ali İmran Suresi 103. ayette: "Hep birlikte Allah'ın ipine
(Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.." buyurarak; 'Ey iman edenler! Ey mü'minler!
Allah'ın ipinden başka ipe gitmeyin. Allah'ın koyduğu ilkeden başkasına
gitmeyin. Kim sizi Allah'tan başkasına çağırırsa; kendi cemaatine, kendi
tarikatına çağırırsa sakın gitmeyin, Allah'ın kitabına gelin, sakın bölünmeyin'
diye bizleri büyük bir tehlikeye karşı uyarıyor. Ama sanki tam tersini yapıyor muşuz gibi bir
hava var maalesef. Sanki Yaratan birleşin, parçalanmayın değil de parçalanın
der gibi; herkes kendi cemaatine çağırıyor. Benim cemaatimden değildir diye
selam vermeyen insanların varlığına şahit oluyoruz. Allah Resulü'nün öğretisi
bu değildi. Allah Resulü, hep birlikte olalım, Tevhid etrafında birleşelim,
bütünleşelim ve Tevhid'den Vahdete erişelim diye mücadele vermiştir.
Bu ülkede
bir dönem başörtüsü mücadelesi verildi. Biliyorsunuz bayan kardeşlerimiz
üniversitelerden atılırdı, ağlatılır, sızlatılırdı. Ama bir şekilde bitti
hamdolsun. Yönetmeliğin değişmesine rağmen bazı öğretmenlerin dışarıda başını
kapatıp ta içeride açtığını gören vatandaş diyor ki: 'Dışarıda örtüyorsunuz
içerde açıyorsunuz; yönetmelik değişti, artık içeride de başınızı açmanıza gerek
yok' deyince ne diyorlarmış biliyor musunuz? Bize henüz emir gelmedi. Nerden
emir gelecek; cemaatinden. Ya sen kimin kulusun Allah aşkına? Kimin kulusun?
Allah'ın kulu musun? cemaatin kulu musun? diye sormak gerekiyor. Bu kadar
saçmalık olur mu Allah aşkına. Maalesef bunları yaşıyoruz. Öyle yada böyle biz,
falan yada filan değil, sen ben kavgasını bir tarafa bırakmak zorundayız.
İnsanız hata yapabiliriz. Ama kalkıp ta siz bir cemaatin liderine yada başına,
'siz hata yapabilir siniz' derseniz aforoz edilirsiniz. Hep ben haklıyım, her
şeyi en iyi ben bilirim dememeli. Hep ben dersek, hep ben haklıyım dersek; işte
o zaman sonuç maalesef tefrikaya gider, ayrılığa, bir ve bütünlüğümüzün
dağılmasına kadar gider. İnsanız, 'tamam şurada bir hata yaptım' diyemiyoruz
maalesef.
Birlik
ve bütünlüğü ana noktalarda bulmak zorundayız. Ayrıntılara takılıp ta mezhebi
dinleştirerek bölücülüğe, bölünmeye, tefrikaya gitmek müslümanın yapacağı bir
iş olmamalı. Onlar insanların yorumlarıdır ve gayet normaldir ama insan hata da
yapabilir, isabet de edebilir. Mutlak doğru olan sadece yaratandır. Onun için
benim mezhebim, benim meşrebim, benim tarikatım, benim cemaatim dersek;
Kur'an-ı, Allah'ın koyduğu temel ilkeyi bir kenara bırakır da hep kendi
cemaatimize, tarikatımıza çağırmaya çalışırsak işte orda sıkıntı ortaya çıkar.
O nedenle ana ilke 'Kelime-i Tevhid' olmalı, 'Kelime-i Şehadet' olmalı ve
Allah'ın koyduğu o ilkeler doğrultusunda birleşme ve bütünleşme sağlanmalıdır.
Cami,
toplayan demektir. Bir ve bütün demektir. Bir araya getiren demektir. Bütün
Müslümanları bir şemsiye altında toplayan demektir. Birliğin beraberliğin
sembolüdür aynı zamanda camiler. Ve biz maalesef camileri de ayırmaya başladık.
Bazı cemaatler görürsünüz; cuma namazı için bile kendi camilerine giderler.
Tevhid açısından meseleye bakıldığında çok farklı yöne gidildiğini görürsünüz.
Cuma namazlarının bir yerleşim yerinde aynı camide kılınması bir hassasiyettir.
İnsanların mümkün mertebe tek yerde toplanmasını, bir ve bütün olmasını,
ayrılığa düşmemesini isteyen bir semboldür cuma aslında. Falancaların camisi,
filancaların camisi diye bütünleştirmesi gereken, bir araya getirmesi gereken
camilerimizin bile bölündüğünü görüyorsunuz.

Programın
sonunda Kaymakam Yıldıray Malğaç, konuşmasından dolayı Ankara Ayaş İlçe Müftüsü
Şükür Küçük'e teşekkür ederken gecenin anısına bir de çiçek takdim etti.