CHP Vakfıkebir İlçe Başkanı Mehmet Keskin 2016-2017 Eğitim ve öğretimin başlaması nedeniyle bir mesaj yayınladı.
yeni eğitim- öğretim yılının
başlaması nedeniyle CHP Vakfıkebir İlçe Başkanı Mehmet Keskin yaptığı yazılı
basın açıklamasında, 18 milyon öğrenci, 1 milyona yakın öğretmen ve hükümetin
darbe fırsatçılığı yaparak hayata geçirdiği ihraçlar ve açığa almalar nedeniyle
öğretmensiz kalan 1 milyonu aşkın öğrencinin yeni eğitim- öğretim yılına büyük
bir belirsizlik ve kaos ortamında başladığını savundu.
Keskin yaptığı yazılı açılamada,
2016-2017 Eğitim- Öğretim yılını, 15 Temmuzda gerçekleştirilen darbe girişimi
ve sonrasında iktidar eliyle gerçekleştirilen ve darbeci zihniyetten hiçbir
farkı olmayan yasa dışı, hukuksuz uygulamaların, kamuda yaşanan kitlesel
ihraçların ve açığa almaların gölgesinde, her zamankinden daha zor ve ağır
koşullar altında karşılıyoruz. 15 Temmuz darbe girişimini Allahın lütfu
olarak değerlendiren siyasi iktidar kamuda darbecilerle mücadele iddiasıyla
geniş bir cadı avı başlatmıştır. Söz konusu cadı avının yönü darbe girişimi
ile uzaktan yakından ilgisi olmayan muhalif kesimlere, toplumun örgütlü
kesimlerine yönelmeye başlamasıyla birlikte, darbenin başarılı olması halinde
yaşanacak olanların çoğu, bizzat hükümet eliyle hayata geçirilmeye
başlanmıştır. 2007-2011 yılları arasında başvurulan ve eğitimin niteliğinde
bozulmaya neden olması, eğitim emekçileri arasında statü farkı oluşturması,
ekonomik ve sosyal hak kayıpları yaşatması , torpil objektif olmama,
taraflılık kelimesi ile eş anlamlı hale gelmesi gibi gerekçelerle yüksek
yargı tarafından defalarca iptal edilen sözlü sınav uygulamasının yeniden
gündeme getirilmesi anlamlıdır dedi.
AKP hükümeti ve 15 Temmuz darbecileri
Eğitim biliminin en temel ilkelerine, laik-bilimsel eğitim anlayışına açıkça
meydan okumak, eğitim sistemi sonu görünmeyen bir karanlığın içine çekmek
anlamına gelen 4+4+4 düzenlemesini ortak siyasi ve ideolojik çıkarları için
işbirliği içinde birlikte hayata geçirdiler. MEB, iktidarın ideolojik
yönelimleri doğrultusunda çalışmalar yapan dini vakıflar ile çeşitli
protokollere imza atarak eğitimi dinselleştirme sürecinde siyasi nüfuzu olan
cemaatlere özel görevler vermiştir. 2013 yılına kadar bugün FETÖ olarak ifade
ettikleri yapı ile iç içe, kol kola yürüyenler, eğitim politikalarının
oluşturulmasından uygulanmasına kadar bütün aşamalarda birlikte hareket
edenlerin, bugün hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranması dikkat çekicidir.
Geçmişte yaşananlardan gerekli dersler almayan hükümet, 15 Temmuz darbe
girişimi sonrasında geçmişte beraber yürüdüğü bir cemaati tasfiye ederken,
onların yerine başka cemaatleri ikame ederek yeni darbe girişimlerine zemin
hazırlamaktadır. Devleti ve eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik çıkarları
doğrultusunda yeniden yapılandırmak isteyenler, halktan ve emekten yana olmayan
politikalarını hayata geçirirken karşılarında hiçbir örgütlü güç istemedikleri
için on binlerce eğitim emekçisini hukuksuz bir şekilde ihraç ederek ve açığa
alarak eğitim-öğretime büyük bir darbe vurmuştur. 15 Temmuz sonrasında eğitim
alanında yaşananlar, darbecilerle mücadeleden çok, iktidarın kendileri gibi
düşünmeyenlere yönelik siyasal bir operasyonudur. Hükümet kendisine muhalif
herkesi terör suçu ile ilişkilendirerek kamuoyu desteğini arkasına almaya
çalışmakta, yıllarca işbirliği yaptığı darbecilerle birlikte işledikleri
suçların üzerini örtmek istemektedir şeklinde konuştu.
CHPli Keskin ayrıca, 15 Temmuz
darbe girişimi sonrasında kamuda başlatılan hukuksuz ihraçlara, açığa almalara
derhal son verilmesini, darbe girişimi ile somut bağlantısı olmayan kamu
personelinin en kısa sürede görevine başlatılmaması gerektiğini savunan Keskin,
Hükümet eğitim sistemini uçuruma doğru sürükleyen, eğitimi dinselleştirme ve
ticarileştirme uygulamalarına derhal son vermelidir. Eğitim sistemini içinden
çıkılmaz hale getiren MEBin başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere,
bugüne kadar dini vakıf ve cemaatlerle yaptığı tüm ortaklıklar ve imzalanan
protokoller iptal edilmeli, laik-bilimsel eğitim karşıtı uygulamalara derhal
son verilmelidir. Eğitim müfredatında yer alacak bilgi ve değerler, demokrasi
karşıtı (dini istismara dayanan, ırkçı, etnik ayrımcı, bölgeci, cins ayrımcı,
farklı renk ve kültürleri aşağılayıcı, savaş yanlısı, çevre düşmanı, piyasacı
vb) olmamalı, var olanlar çıkarılmalı, müfredat oluşturulurken tek referans
bilim olmalıdır. Müfredatta yer alan konu amaç, hedef, öğretim ilke ve
yöntemlerinin, kavramların çocukların sosyal ve kültürel gelişim düzeylerine
uygun olmalıdır. MEB, eğitimde esnek, güvencesiz ve performansa dayalı çalışma
uygulamalarının yaygınlaşmasına neden olacak olan sözleşmeli öğretmenlik
uygulamasından derhal vazgeçmeli, herkese kadrolu ve güvenceli istihdam
sağlanmalıdır. Kamuda siyasi kadrolaşma uygulamalarına son verilmeli, kamu
istihdamında torpil ile eş anlamlı hale gelen mülakat yerine, liyakat ilkesi
benimsenmelidir. Kamu istihdamında hiç kimse siyasi düşünce, inanç ve etnik
kimliği nedeniyle ayrımcı uygulamaya tabi tutulmamalıdır. Eğitim
politikalarının belirlenmesi ve uygulanması sürecinde bugüne kadar benimsenen
tekçi, dayatmacı ve dışlayıcı anlayıştan vazgeçilmeli, eğitim sistemi kamusal,
bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkını gözeten bir anlayışla
yeniden düzenlenmelidir. Bu duygu ve düşüncelerle 2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılında
tüm öğretmenlerimize, eğitim çalışanlarımıza ve öğrencilerimize başarılar
diliyoruz ifadelerine yer verdi.
yeni eğitim- öğretim yılının
başlaması nedeniyle CHP Vakfıkebir İlçe Başkanı Mehmet Keskin yaptığı yazılı
basın açıklamasında, 18 milyon öğrenci, 1 milyona yakın öğretmen ve hükümetin
darbe fırsatçılığı yaparak hayata geçirdiği ihraçlar ve açığa almalar nedeniyle
öğretmensiz kalan 1 milyonu aşkın öğrencinin yeni eğitim- öğretim yılına büyük
bir belirsizlik ve kaos ortamında başladığını savundu.
Keskin yaptığı yazılı açılamada,
2016-2017 Eğitim- Öğretim yılını, 15 Temmuzda gerçekleştirilen darbe girişimi
ve sonrasında iktidar eliyle gerçekleştirilen ve darbeci zihniyetten hiçbir
farkı olmayan yasa dışı, hukuksuz uygulamaların, kamuda yaşanan kitlesel
ihraçların ve açığa almaların gölgesinde, her zamankinden daha zor ve ağır
koşullar altında karşılıyoruz. 15 Temmuz darbe girişimini Allahın lütfu
olarak değerlendiren siyasi iktidar kamuda darbecilerle mücadele iddiasıyla
geniş bir cadı avı başlatmıştır. Söz konusu cadı avının yönü darbe girişimi
ile uzaktan yakından ilgisi olmayan muhalif kesimlere, toplumun örgütlü
kesimlerine yönelmeye başlamasıyla birlikte, darbenin başarılı olması halinde
yaşanacak olanların çoğu, bizzat hükümet eliyle hayata geçirilmeye
başlanmıştır. 2007-2011 yılları arasında başvurulan ve eğitimin niteliğinde
bozulmaya neden olması, eğitim emekçileri arasında statü farkı oluşturması,
ekonomik ve sosyal hak kayıpları yaşatması , torpil objektif olmama,
taraflılık kelimesi ile eş anlamlı hale gelmesi gibi gerekçelerle yüksek
yargı tarafından defalarca iptal edilen sözlü sınav uygulamasının yeniden
gündeme getirilmesi anlamlıdır dedi.
AKP hükümeti ve 15 Temmuz darbecileri
Eğitim biliminin en temel ilkelerine, laik-bilimsel eğitim anlayışına açıkça
meydan okumak, eğitim sistemi sonu görünmeyen bir karanlığın içine çekmek
anlamına gelen 4+4+4 düzenlemesini ortak siyasi ve ideolojik çıkarları için
işbirliği içinde birlikte hayata geçirdiler. MEB, iktidarın ideolojik
yönelimleri doğrultusunda çalışmalar yapan dini vakıflar ile çeşitli
protokollere imza atarak eğitimi dinselleştirme sürecinde siyasi nüfuzu olan
cemaatlere özel görevler vermiştir. 2013 yılına kadar bugün FETÖ olarak ifade
ettikleri yapı ile iç içe, kol kola yürüyenler, eğitim politikalarının
oluşturulmasından uygulanmasına kadar bütün aşamalarda birlikte hareket
edenlerin, bugün hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranması dikkat çekicidir.
Geçmişte yaşananlardan gerekli dersler almayan hükümet, 15 Temmuz darbe
girişimi sonrasında geçmişte beraber yürüdüğü bir cemaati tasfiye ederken,
onların yerine başka cemaatleri ikame ederek yeni darbe girişimlerine zemin
hazırlamaktadır. Devleti ve eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik çıkarları
doğrultusunda yeniden yapılandırmak isteyenler, halktan ve emekten yana olmayan
politikalarını hayata geçirirken karşılarında hiçbir örgütlü güç istemedikleri
için on binlerce eğitim emekçisini hukuksuz bir şekilde ihraç ederek ve açığa
alarak eğitim-öğretime büyük bir darbe vurmuştur. 15 Temmuz sonrasında eğitim
alanında yaşananlar, darbecilerle mücadeleden çok, iktidarın kendileri gibi
düşünmeyenlere yönelik siyasal bir operasyonudur. Hükümet kendisine muhalif
herkesi terör suçu ile ilişkilendirerek kamuoyu desteğini arkasına almaya
çalışmakta, yıllarca işbirliği yaptığı darbecilerle birlikte işledikleri
suçların üzerini örtmek istemektedir şeklinde konuştu.
CHPli Keskin ayrıca, 15 Temmuz
darbe girişimi sonrasında kamuda başlatılan hukuksuz ihraçlara, açığa almalara
derhal son verilmesini, darbe girişimi ile somut bağlantısı olmayan kamu
personelinin en kısa sürede görevine başlatılmaması gerektiğini savunan Keskin,
Hükümet eğitim sistemini uçuruma doğru sürükleyen, eğitimi dinselleştirme ve
ticarileştirme uygulamalarına derhal son vermelidir. Eğitim sistemini içinden
çıkılmaz hale getiren MEBin başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere,
bugüne kadar dini vakıf ve cemaatlerle yaptığı tüm ortaklıklar ve imzalanan
protokoller iptal edilmeli, laik-bilimsel eğitim karşıtı uygulamalara derhal
son verilmelidir. Eğitim müfredatında yer alacak bilgi ve değerler, demokrasi
karşıtı (dini istismara dayanan, ırkçı, etnik ayrımcı, bölgeci, cins ayrımcı,
farklı renk ve kültürleri aşağılayıcı, savaş yanlısı, çevre düşmanı, piyasacı
vb) olmamalı, var olanlar çıkarılmalı, müfredat oluşturulurken tek referans
bilim olmalıdır. Müfredatta yer alan konu amaç, hedef, öğretim ilke ve
yöntemlerinin, kavramların çocukların sosyal ve kültürel gelişim düzeylerine
uygun olmalıdır. MEB, eğitimde esnek, güvencesiz ve performansa dayalı çalışma
uygulamalarının yaygınlaşmasına neden olacak olan sözleşmeli öğretmenlik
uygulamasından derhal vazgeçmeli, herkese kadrolu ve güvenceli istihdam
sağlanmalıdır. Kamuda siyasi kadrolaşma uygulamalarına son verilmeli, kamu
istihdamında torpil ile eş anlamlı hale gelen mülakat yerine, liyakat ilkesi
benimsenmelidir. Kamu istihdamında hiç kimse siyasi düşünce, inanç ve etnik
kimliği nedeniyle ayrımcı uygulamaya tabi tutulmamalıdır. Eğitim
politikalarının belirlenmesi ve uygulanması sürecinde bugüne kadar benimsenen
tekçi, dayatmacı ve dışlayıcı anlayıştan vazgeçilmeli, eğitim sistemi kamusal,
bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkını gözeten bir anlayışla
yeniden düzenlenmelidir. Bu duygu ve düşüncelerle 2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılında
tüm öğretmenlerimize, eğitim çalışanlarımıza ve öğrencilerimize başarılar
diliyoruz ifadelerine yer verdi.