Hoş bir yazı 25.10.2014 Yenei Şafak Gazetesi Köşe Yazarı Salih Tunadan
Bu köşeciğin müdavimleri 'Tonyalı profesör ile asistanı
Vakfıkebirli Süleyman'ı hatırlayacaklardır.
Çok enteresan insanlardı, çook!
Arşive şöyle bir baktım, onlarla ilk tanışıklığım 2006
yılına tekabül ediyor. (Aradan bir hayli zaman geçmiş ama bana sorarsanız sanki
dün gibi. Son zamanlarda yıllar mı hızlandı biz mi yaşlandık anlamadım gitti,
şipşak geçiyor zaman. Neyse.)
'Tanışıklık' dediğime de bakmayın; o gün bugündür bana
gönderdikleri maillerin dışında hiçbir irtibatım olmadı.
O kadar ki, gerçekten varlar mı yoklar mı, ondan bile hâlâ
emin değilim.
Zaten 2007'den sonra da çıtları çıkmadı; yani mail
göndermediler.
Şükür ki şükür dün bir mail gönderdiler. Heyecanla okudum.
Elbette sizinle de paylaşmak istiyorum.
Lakin
Bu köşenin yeni müdavimlerine veya 'Tonyalı profesör ile
asistanı Vakfıkebirli Süleyman'ı hepten unutanlara biraz olsun hatırlatmak
isterim.
Dediğim gibi bana 2006'da bir mail göndermişlerdi; ardından
birkaç mail daha. Tabii farklı tarihlerde...
Hepsini yayımladım.
Tahminimin çok çok ötesinde müthiş ilgi çekti.
'Tonyalı profesörün yeni konferansı yok mu' diyerek yolumu
çevirenlerden, 'Tonyalı profesörün kitabını çıkart, ne olur' diye yalvaranlara
kadar herkes onları sormaya başladı.
O tarihlerde onları şöyle sunmuştum: 'Tonyalı profesör ile
asistanı Vakfıkebirli Süleyman gerçek mi, hayal ürünü mü, hiçbir bilgim yok.
Bana gelen maillerden Tonyalı profosörün YÖK'le anlaşamadığı için asistanını da
yanına alıp istifa ettiği sonucunu çıkardım. Sadece teybe konuşan Tonyalı ve
teyp çözmekle görevli asistanı Vakfıkebirli Süleyman oldukça enteresan
insanlar. Ben işin içinden çıkamadım bir türlü. Buyurun bakalım, siz ne
diyeceksiniz.' (10. 05. 2006, Yeni Şafak)
Vakfıkebirli Süleyman teyp çözmekle kalmıyor, aralara son
derece sevimli parantez içi notlar düşüyordu.
Tonyalı profesör de bazen Vakfıkebirli Süleyman'ı
uyarıyordu: 'Konferanslarumda hangi konuşuğu konişdiysam oni kaydeteceksun
Süleyman. Anlaşulmayan yerler olmaduğu sürece şivemle de uğraşma. Kimselere,
'Tonyali hoca pirofesör oldi da kibarluk yapayi' dedurtmem.'
(
)
'Süleyman ikide bir, 'Halkın seviyesine inelim...'
tutturiyisun. Beşikdüzü'nde halka induk da, ne oldi? Konferansi dinleyen
herifun biri, 'Hocam, ayakta işemek caiz midur?' diye sormadi mi? Ben iki
saattir halkun anlayacağu şekilde 'Kuantum' fiziğunden hareketle,'Newton'i
sorgulayirum. Adam ne sorayi?! Hocayim ya, zanetti ki cami hocasiyim
Ben
deyirum 'parçacık teorisi', o deyi 'işeyirum!'
(
)
Gördüğünüz gibi Tonyalı profesör lafını hiç sakınmayan, dik
konuşan bir karakter. Asistanı Vakfıkebirli Süleyman da ona son derece sadık
anlaşılan.
Başörtülü öğrencilerin yaka paça üniversitelerden atıldığı
dönemde YÖK'le anlaşamayıp üniversiteden birlikte ayrıldılar.
Anlaşıldığı kadarıyla halen de geri dönmüş değiller.
O tarihlerde 'nanoteknoloji' hakkında verdiği bir
konferansta rektöre verdiği ayarı hiç unutamam: 'Nanoteknolojiyle atomların
yerini değiştirdun mi, her şey yapabilirsun. Mesela, aldın biraz kömür, pirleşturdin
oni karbon atomuyla, oldi sana elmas (
.) Masal anlatmayirum uşaklar, iyi
dinleyin (
)Tıpta devrim olacak. Oto yedek parçası gibi, insanın da yedek
parçası üretilecek. Diyelim ki; (...) mi kopti, yenisini takacaksun. (Buradaki
üç noktayı, kol veya ayak olarak okuyunuz Vakfıkebirli Süleyman) Bunlari daha
tafsilatlı şekilde bizim rektöre de anlattum. Tedum ki; nanoteknoloji
sayesinde, bilgi yükleduğumuz mikroçipleri, insan beynine yerleştirebileceğiz.
Elifi mertek sanan bir herifin kafasina bile, 'Harvard Üniversitesi'
müfredatını sokabileceğiz. İsteyen isteduğu üniversitenin mikroçipini satın
alabilecek. Böylece, ÖSS de kalkacak, üniversite de. Öğrenci, isterse
üniversitenin mikroçipini marketten satun alur kafasina sokar; isterse 250 gram
kaşar alur, yer. Kendi bileceğu iş
Rektör susti dinledi ve en sonunda;
'Türbanlı öğrenciler de mi üniversiteye girecek?' diye sordi
Ben ne
anlatiyirum, o neyi sorayi!.. Ula, kamusal alanını (...)tiğumun rektörü!
Öğrenciler üniversiteye girmeyi; üniversite öğrencilere gireyi. Anlamayi
misin?' (20. 06. 2007, Yeni Şafak)
Tonyalı profesörü ile asistanı Vakfıkebirli Süleyman'ın dün
bana gönderdikleri maile yerimiz kalmadı.
Şu kadarcığını aktarayım ama; sonra nasılsa devam ederiz:
'Şahsiyetli bi şekilde durmaya çalıştığımız için elin gavuru Türkiye'ye
küfredeyi, ha bu bizim gertel kafalilar da bize 'dansöz' deyi. Uydu olmaya o
kadar alıştılar ki, sabit duran her şeyi dansöz zannedeyiler. Ula alayınız
dansöz oldunuz (
) uşaklari, heberiniz yok
'
Efsane geri döndü yani. Devamı 'pek yakında', bekleyin.
Bu köşeciğin müdavimleri 'Tonyalı profesör ile asistanı
Vakfıkebirli Süleyman'ı hatırlayacaklardır.
Çok enteresan insanlardı, çook!
Arşive şöyle bir baktım, onlarla ilk tanışıklığım 2006
yılına tekabül ediyor. (Aradan bir hayli zaman geçmiş ama bana sorarsanız sanki
dün gibi. Son zamanlarda yıllar mı hızlandı biz mi yaşlandık anlamadım gitti,
şipşak geçiyor zaman. Neyse.)
'Tanışıklık' dediğime de bakmayın; o gün bugündür bana
gönderdikleri maillerin dışında hiçbir irtibatım olmadı.
O kadar ki, gerçekten varlar mı yoklar mı, ondan bile hâlâ
emin değilim.
Zaten 2007'den sonra da çıtları çıkmadı; yani mail
göndermediler.
Şükür ki şükür dün bir mail gönderdiler. Heyecanla okudum.
Elbette sizinle de paylaşmak istiyorum.
Lakin
Bu köşenin yeni müdavimlerine veya 'Tonyalı profesör ile
asistanı Vakfıkebirli Süleyman'ı hepten unutanlara biraz olsun hatırlatmak
isterim.
Dediğim gibi bana 2006'da bir mail göndermişlerdi; ardından
birkaç mail daha. Tabii farklı tarihlerde...
Hepsini yayımladım.
Tahminimin çok çok ötesinde müthiş ilgi çekti.
'Tonyalı profesörün yeni konferansı yok mu' diyerek yolumu
çevirenlerden, 'Tonyalı profesörün kitabını çıkart, ne olur' diye yalvaranlara
kadar herkes onları sormaya başladı.
O tarihlerde onları şöyle sunmuştum: 'Tonyalı profesör ile
asistanı Vakfıkebirli Süleyman gerçek mi, hayal ürünü mü, hiçbir bilgim yok.
Bana gelen maillerden Tonyalı profosörün YÖK'le anlaşamadığı için asistanını da
yanına alıp istifa ettiği sonucunu çıkardım. Sadece teybe konuşan Tonyalı ve
teyp çözmekle görevli asistanı Vakfıkebirli Süleyman oldukça enteresan
insanlar. Ben işin içinden çıkamadım bir türlü. Buyurun bakalım, siz ne
diyeceksiniz.' (10. 05. 2006, Yeni Şafak)
Vakfıkebirli Süleyman teyp çözmekle kalmıyor, aralara son
derece sevimli parantez içi notlar düşüyordu.
Tonyalı profesör de bazen Vakfıkebirli Süleyman'ı
uyarıyordu: 'Konferanslarumda hangi konuşuğu konişdiysam oni kaydeteceksun
Süleyman. Anlaşulmayan yerler olmaduğu sürece şivemle de uğraşma. Kimselere,
'Tonyali hoca pirofesör oldi da kibarluk yapayi' dedurtmem.'
(
)
'Süleyman ikide bir, 'Halkın seviyesine inelim...'
tutturiyisun. Beşikdüzü'nde halka induk da, ne oldi? Konferansi dinleyen
herifun biri, 'Hocam, ayakta işemek caiz midur?' diye sormadi mi? Ben iki
saattir halkun anlayacağu şekilde 'Kuantum' fiziğunden hareketle,'Newton'i
sorgulayirum. Adam ne sorayi?! Hocayim ya, zanetti ki cami hocasiyim
Ben
deyirum 'parçacık teorisi', o deyi 'işeyirum!'
(
)
Gördüğünüz gibi Tonyalı profesör lafını hiç sakınmayan, dik
konuşan bir karakter. Asistanı Vakfıkebirli Süleyman da ona son derece sadık
anlaşılan.
Başörtülü öğrencilerin yaka paça üniversitelerden atıldığı
dönemde YÖK'le anlaşamayıp üniversiteden birlikte ayrıldılar.
Anlaşıldığı kadarıyla halen de geri dönmüş değiller.
O tarihlerde 'nanoteknoloji' hakkında verdiği bir
konferansta rektöre verdiği ayarı hiç unutamam: 'Nanoteknolojiyle atomların
yerini değiştirdun mi, her şey yapabilirsun. Mesela, aldın biraz kömür, pirleşturdin
oni karbon atomuyla, oldi sana elmas (
.) Masal anlatmayirum uşaklar, iyi
dinleyin (
)Tıpta devrim olacak. Oto yedek parçası gibi, insanın da yedek
parçası üretilecek. Diyelim ki; (...) mi kopti, yenisini takacaksun. (Buradaki
üç noktayı, kol veya ayak olarak okuyunuz Vakfıkebirli Süleyman) Bunlari daha
tafsilatlı şekilde bizim rektöre de anlattum. Tedum ki; nanoteknoloji
sayesinde, bilgi yükleduğumuz mikroçipleri, insan beynine yerleştirebileceğiz.
Elifi mertek sanan bir herifin kafasina bile, 'Harvard Üniversitesi'
müfredatını sokabileceğiz. İsteyen isteduğu üniversitenin mikroçipini satın
alabilecek. Böylece, ÖSS de kalkacak, üniversite de. Öğrenci, isterse
üniversitenin mikroçipini marketten satun alur kafasina sokar; isterse 250 gram
kaşar alur, yer. Kendi bileceğu iş
Rektör susti dinledi ve en sonunda;
'Türbanlı öğrenciler de mi üniversiteye girecek?' diye sordi
Ben ne
anlatiyirum, o neyi sorayi!.. Ula, kamusal alanını (...)tiğumun rektörü!
Öğrenciler üniversiteye girmeyi; üniversite öğrencilere gireyi. Anlamayi
misin?' (20. 06. 2007, Yeni Şafak)
Tonyalı profesörü ile asistanı Vakfıkebirli Süleyman'ın dün
bana gönderdikleri maile yerimiz kalmadı.
Şu kadarcığını aktarayım ama; sonra nasılsa devam ederiz:
'Şahsiyetli bi şekilde durmaya çalıştığımız için elin gavuru Türkiye'ye
küfredeyi, ha bu bizim gertel kafalilar da bize 'dansöz' deyi. Uydu olmaya o
kadar alıştılar ki, sabit duran her şeyi dansöz zannedeyiler. Ula alayınız
dansöz oldunuz (
) uşaklari, heberiniz yok
'
Efsane geri döndü yani. Devamı 'pek yakında', bekleyin.