Şeker, tansiyon duruma ve yerine göre değişir; arada bir yükselir, arada bir düşer!
Şeker, tansiyon duruma ve yerine göre değişir; arada bir
yükselir, arada bir düşer!
Trabzona gelirken şehrin tansiyonu yükseltilir. En etkili
ve yetkili makamlardan yardım istenir.
Havaalanında başlatılan çevik kuvvet güzergâhı Jandarma ile
desteklenir.
Avni Akerde durum dışarıdan faklı değildir; bu defa
futbolcu aldığı görev emrini yerine getirir.
Basın mı?
O da nöbettedir, kollar-bekler... Bir şeyler olsun ister.
Basın demişken...
Bak, Ümit Karan da yayıncı kuruluşta yorumcu...
Türk Futbolunun gözü aydın(!) Nur topu gibi oğlu, pardon
yorumcusu oldu.
Eski halinden farkı; sakalı. Galiba tanınmasın diye denedi
böyle bir yolu.
Bilmiyor ki karga rengini değişse bile sesinden tanınır.
Alın size konuyla ilgili bir fıkra:
Temel, maske takıp ameliyat odasına giren doktora şöyle der:
Boşuna taktın o maskeyi, sanma ki seni tanimayrim
İBBli futbolcunun biri de sosyal medyada bi twit patlatır.
Boşboğazı boş bir odaya saklamışlar ben buradayım diye
haykırmış ya, o misal
Buyur buradan al, kokmayan balığı satan, balıktan anlayan
futbolcu Belediye Sporda!
Ne mi demiş?
Balık baştan kokar. Dün sahada kabadayılık yapanlar yarın
sahaya bellerinde silahlarla çıkarlarsa şaşırmayın
Onu ne ilgilendiriyorsa... Ona, kokmayan balıktan kim bir
kılçık sallamışsa..!
Alışmış, kanında var, duramıyor, can atıyor. Sözüm ona
destek veriyor, dostlar alış verişte görsün istiyor.
Adını mı merak ettiniz? Şike davasında ifadesine başvurulan
Can Arat.
Ah be cancağızım, sana ne oluyor be azizim? Otur oturduğun
yerde... Oturduğun kaba ve kalın uzvu değil,
kafanın içindeki beyni çalıştırsan, işine baksan fena mı
olur?
İnelim sahanın içine, maç bitimine.
Sen misin armayı öpen.
Yedek kulübesinde pas tutan Selçuk Şahin idmanda atmadığı
deparı atıp, topuklayıp soluğu Onurun yanında
alır. Bu arada Rus mazotu yaktığı her halinden belli, bir
yandan tekliyor, diğer yandan yağ yakıyor, resmen kara duman çıkarıyor! Tabii
ki yağcılığın alası seyirciye yapılıyor.
Onur da lafı cuk diye oturtur:
Sen ne ayaksın?
Cevabı bir kelime sekiz harf:
Kırkayak..!
Avni Akerde çakı bıçağını dişiyle açan Volkanın derdi
belli; taşıdığı formanın armasını öpen Onura ayar oluyor!
Tabir caizse kıl kapıyor, var mı bunun başka izahı? Öyle ya
kardeşim, o dişini kullanmış, sen niye aklını kullanıyorsun ki!
Bekir mi?
Yapılacak bir şey yok, bu modeller böyle... Tuzsuz da
çekilmiyor be birader!
Pazar günü Kadıköyde saha içinde, koridorlarda ve saha
dışında yaşananlar-yapılanlar, Türk Futbolunun geldiği-getirildiği, nasıl
yönetildiğinin ve kimlerin nöbetleşe işini yaptığının kısaca özetidir...
Ulusal ekranlarda gösterilmeyip, aksine başka şeylerden dem
vurulup gündem değiştirilmesi, baltayı taşa vuranların ve de kaşıntısı tutan
futbolcuların ne derece sahiplenildiğinin göstergesidir.
Düşünün bi, ya Avni Akerde olsaydı, ya da benzer durumda
Trabzonspor olsaydı? Veya Trabzonspor Başkanına
yapılanlar Fenerbahçeli yöneticilerden birine yapılsaydı?
Oy, oy, oy..! -
Şeker, tansiyon duruma ve yerine göre değişir; arada bir
yükselir, arada bir düşer!
Trabzona gelirken şehrin tansiyonu yükseltilir. En etkili
ve yetkili makamlardan yardım istenir.
Havaalanında başlatılan çevik kuvvet güzergâhı Jandarma ile
desteklenir.
Avni Akerde durum dışarıdan faklı değildir; bu defa
futbolcu aldığı görev emrini yerine getirir.
Basın mı?
O da nöbettedir, kollar-bekler... Bir şeyler olsun ister.
Basın demişken...
Bak, Ümit Karan da yayıncı kuruluşta yorumcu...
Türk Futbolunun gözü aydın(!) Nur topu gibi oğlu, pardon
yorumcusu oldu.
Eski halinden farkı; sakalı. Galiba tanınmasın diye denedi
böyle bir yolu.
Bilmiyor ki karga rengini değişse bile sesinden tanınır.
Alın size konuyla ilgili bir fıkra:
Temel, maske takıp ameliyat odasına giren doktora şöyle der:
Boşuna taktın o maskeyi, sanma ki seni tanimayrim
İBBli futbolcunun biri de sosyal medyada bi twit patlatır.
Boşboğazı boş bir odaya saklamışlar ben buradayım diye
haykırmış ya, o misal
Buyur buradan al, kokmayan balığı satan, balıktan anlayan
futbolcu Belediye Sporda!
Ne mi demiş?
Balık baştan kokar. Dün sahada kabadayılık yapanlar yarın
sahaya bellerinde silahlarla çıkarlarsa şaşırmayın
Onu ne ilgilendiriyorsa... Ona, kokmayan balıktan kim bir
kılçık sallamışsa..!
Alışmış, kanında var, duramıyor, can atıyor. Sözüm ona
destek veriyor, dostlar alış verişte görsün istiyor.
Adını mı merak ettiniz? Şike davasında ifadesine başvurulan
Can Arat.
Ah be cancağızım, sana ne oluyor be azizim? Otur oturduğun
yerde... Oturduğun kaba ve kalın uzvu değil,
kafanın içindeki beyni çalıştırsan, işine baksan fena mı
olur?
İnelim sahanın içine, maç bitimine.
Sen misin armayı öpen.
Yedek kulübesinde pas tutan Selçuk Şahin idmanda atmadığı
deparı atıp, topuklayıp soluğu Onurun yanında
alır. Bu arada Rus mazotu yaktığı her halinden belli, bir
yandan tekliyor, diğer yandan yağ yakıyor, resmen kara duman çıkarıyor! Tabii
ki yağcılığın alası seyirciye yapılıyor.
Onur da lafı cuk diye oturtur:
Sen ne ayaksın?
Cevabı bir kelime sekiz harf:
Kırkayak..!
Avni Akerde çakı bıçağını dişiyle açan Volkanın derdi
belli; taşıdığı formanın armasını öpen Onura ayar oluyor!
Tabir caizse kıl kapıyor, var mı bunun başka izahı? Öyle ya
kardeşim, o dişini kullanmış, sen niye aklını kullanıyorsun ki!
Bekir mi?
Yapılacak bir şey yok, bu modeller böyle... Tuzsuz da
çekilmiyor be birader!
Pazar günü Kadıköyde saha içinde, koridorlarda ve saha
dışında yaşananlar-yapılanlar, Türk Futbolunun geldiği-getirildiği, nasıl
yönetildiğinin ve kimlerin nöbetleşe işini yaptığının kısaca özetidir...
Ulusal ekranlarda gösterilmeyip, aksine başka şeylerden dem
vurulup gündem değiştirilmesi, baltayı taşa vuranların ve de kaşıntısı tutan
futbolcuların ne derece sahiplenildiğinin göstergesidir.
Düşünün bi, ya Avni Akerde olsaydı, ya da benzer durumda
Trabzonspor olsaydı? Veya Trabzonspor Başkanına
yapılanlar Fenerbahçeli yöneticilerden birine yapılsaydı?
Oy, oy, oy..! -