Evet, bu hafta yattık kalktık bir dizi etkinliklerle yoğunlaştık.
Evet, bu hafta
yattık kalktık bir dizi etkinliklerle yoğunlaştık.
Özellikle herkesin
gözü üzerinde olan 24 Kasım Öğretmenler günü kutlamalarının programı merak
edildi.
Program alışıla
gelmiş şekilde karşımıza geldi, terk fark ise bir akşam önce müzik eşliğinde
yapılan yemekti. Fakat kendi yemeğinde, kendi eğlencesinde eğlenemeyen bir
topluluk vardı o akşam salonda.
Şunu da söylemeden
geçmeyelim her programda olduğu gibi karşımızda tesisat ve becerisiyle Ufuk Bey
vardı. İyi ki varsın hocam
Klavyenin başında
öğretmen ama solist olarak ?. İsterdim ki solist olarak bir öğretmenin arkadaşlarını
söylediği türkü/şarkılarla eğlendirsin.
Evet, koca salonu
yemek için dolduran yüz kişiyi aşkın öğretmenlerin arasında gözlerim bir solist
aradı ne yazık!
Yemek her nedense
çok kısa sürdü. Sanki katılan öğretmenlerin hepsinin çok acil işi çıkmışçasına
erken salonu terk ettiler!
Günün ikinci
programı Hükümet Konağı önünde ve Mili Eğitim Müdürlüğü Makamında yapıldı.
Üçüncü tören ise İlçe
Gençlik Merkezinde.
Buradaki törene
fazla katılamadım izlediğim ve öğrendiğim kadarıyla törene emekli olan birkaç
öğretmenin haricinde katılan ve davet edilen olmamış.
Duyduğum kadarıyla yer darlığı ve
çağrılmaya unutulabilecek ve darılacak kişilerin olabileceği düşüncesi hakim kılınmış.
Şahsen bana da
birkaç emekli öğretmenin serzenişi bu yönde oldu. Programı bilmediklerini ve
nerede yapılacağını bile öğrenemedikleri açıkladılar.
Emekli birkaç
öğretmen hasta ve vefat etmiş bazı arkadaşlarının mezarlarını ziyaret ettiler.
Bunlara bende eşlik ettim.
Hatırlanmadıkları
için çok üzgün olduklarını gözledim. Hatta mezarlıktan gelirken dün sizin
gibiydik, yarın sizlerde bizler gibi olacaksınız diye yazılan mezar
taşlarındaki sözü üzerine basa basa söylemeleri ise içimi çok daha fazla
cızlattı.
Kendi
dönemlerinde yapılan bir dizi etkinlikleri anlatırlarken bu gün kendilerinin bu
işleri üslenebileceğini belirttiler. Hatta kendi aralarında bir dizi
organizasyonlar yapmak için söz birliği bile yaptılar.
Onlar adına
üzüldüm, ama yapacak bir şey yok böyle istendi böyle oldu. Umarın bu durum
birilerine vazife çıkarır da hatalar demeyelim de noksanlıklar düzelir diyelim.
Belki camiadan
bazı arkadaşlarımız bizi neden bu kadar eleştiriyorsunuz diye düşünebilir.
Doğrudur eleştiriyoruz çünkü bende bir öğretmen çocuğu olmam itibarıyla
öğretmenin hata yapma lüksü olmadığını düşündüğümdendir. Merhum babam bana her
zaman oğlum öğretmen hata yapmaz, yapamaz, böyle bir lüksü yok derdi.
Siz hiç düşündünüz
mü? Sıradan bir insan örnek alındı mı? Alınmadığına göre öğretmen tabiî ki
örnek alınacak. Bilmem anlatabildim mi?
Bu yazımı çok
hoşuma giden Psikolog Prof. Dr. Halis Özgünün şu ifadesiyle bitirmek
istiyorum: Öğretmen usta elleriyle,
şirin dilleriyle, çağdaş bilgileriyle genç dimağlara vatan ve bayrak sevgisini
aşılayandır.
Anladın mı sen kimsin?
Evet, bu hafta
yattık kalktık bir dizi etkinliklerle yoğunlaştık.
Özellikle herkesin
gözü üzerinde olan 24 Kasım Öğretmenler günü kutlamalarının programı merak
edildi.
Program alışıla
gelmiş şekilde karşımıza geldi, terk fark ise bir akşam önce müzik eşliğinde
yapılan yemekti. Fakat kendi yemeğinde, kendi eğlencesinde eğlenemeyen bir
topluluk vardı o akşam salonda.
Şunu da söylemeden
geçmeyelim her programda olduğu gibi karşımızda tesisat ve becerisiyle Ufuk Bey
vardı. İyi ki varsın hocam
Klavyenin başında
öğretmen ama solist olarak ?. İsterdim ki solist olarak bir öğretmenin arkadaşlarını
söylediği türkü/şarkılarla eğlendirsin.
Evet, koca salonu
yemek için dolduran yüz kişiyi aşkın öğretmenlerin arasında gözlerim bir solist
aradı ne yazık!
Yemek her nedense
çok kısa sürdü. Sanki katılan öğretmenlerin hepsinin çok acil işi çıkmışçasına
erken salonu terk ettiler!
Günün ikinci
programı Hükümet Konağı önünde ve Mili Eğitim Müdürlüğü Makamında yapıldı.
Üçüncü tören ise İlçe
Gençlik Merkezinde.
Buradaki törene
fazla katılamadım izlediğim ve öğrendiğim kadarıyla törene emekli olan birkaç
öğretmenin haricinde katılan ve davet edilen olmamış.
Duyduğum kadarıyla yer darlığı ve
çağrılmaya unutulabilecek ve darılacak kişilerin olabileceği düşüncesi hakim kılınmış.
Şahsen bana da
birkaç emekli öğretmenin serzenişi bu yönde oldu. Programı bilmediklerini ve
nerede yapılacağını bile öğrenemedikleri açıkladılar.
Emekli birkaç
öğretmen hasta ve vefat etmiş bazı arkadaşlarının mezarlarını ziyaret ettiler.
Bunlara bende eşlik ettim.
Hatırlanmadıkları
için çok üzgün olduklarını gözledim. Hatta mezarlıktan gelirken dün sizin
gibiydik, yarın sizlerde bizler gibi olacaksınız diye yazılan mezar
taşlarındaki sözü üzerine basa basa söylemeleri ise içimi çok daha fazla
cızlattı.
Kendi
dönemlerinde yapılan bir dizi etkinlikleri anlatırlarken bu gün kendilerinin bu
işleri üslenebileceğini belirttiler. Hatta kendi aralarında bir dizi
organizasyonlar yapmak için söz birliği bile yaptılar.
Onlar adına
üzüldüm, ama yapacak bir şey yok böyle istendi böyle oldu. Umarın bu durum
birilerine vazife çıkarır da hatalar demeyelim de noksanlıklar düzelir diyelim.
Belki camiadan
bazı arkadaşlarımız bizi neden bu kadar eleştiriyorsunuz diye düşünebilir.
Doğrudur eleştiriyoruz çünkü bende bir öğretmen çocuğu olmam itibarıyla
öğretmenin hata yapma lüksü olmadığını düşündüğümdendir. Merhum babam bana her
zaman oğlum öğretmen hata yapmaz, yapamaz, böyle bir lüksü yok derdi.
Siz hiç düşündünüz
mü? Sıradan bir insan örnek alındı mı? Alınmadığına göre öğretmen tabiî ki
örnek alınacak. Bilmem anlatabildim mi?
Bu yazımı çok
hoşuma giden Psikolog Prof. Dr. Halis Özgünün şu ifadesiyle bitirmek
istiyorum: Öğretmen usta elleriyle,
şirin dilleriyle, çağdaş bilgileriyle genç dimağlara vatan ve bayrak sevgisini
aşılayandır.
Anladın mı sen kimsin?